← All Juz

Juz 29

Part 29 of 30

Surah 67

Al-Mulk

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ تَبَٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ

Mülk (mutlak hükümranlık ve yönetim), elinde bulunan yüce Allah, kutludur. O'nun herşeye gücü yeter.

2

ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْمَوْتَ وَٱلْحَيَوٰةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًۭا ۚ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفُورُ

O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.

3

ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍۢ طِبَاقًۭا ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلْقِ ٱلرَّحْمَٰنِ مِن تَفَٰوُتٍۢ ۖ فَٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِن فُطُورٍۢ

O, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı, Rahman'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?

4

ثُمَّ ٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ ٱلْبَصَرُ خَاسِئًۭا وَهُوَ حَسِيرٌۭ

Sonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) umudu keserek hor ve bitkin bir halde sana döner.

5

وَلَقَدْ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلْنَٰهَا رُجُومًۭا لِّلشَّيَٰطِينِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ

Andolsun biz, en yakın göğü lambalarla donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve o(şeyta)nlara da çılgın ateş azabını hazırladık.

6

وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

Rablerine nankörlük edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek sonuçtur o!

7

إِذَآ أُلْقُوا۟ فِيهَا سَمِعُوا۟ لَهَا شَهِيقًۭا وَهِىَ تَفُورُ

Oraya atıldıkları zaman onun öfkeli homurtusunu işitirler, kaynıyor:

8

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلْغَيْظِ ۖ كُلَّمَآ أُلْقِىَ فِيهَا فَوْجٌۭ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌۭ

Neredeyse öfkeden çatlayacak. Her topluluk onun içine atıldıkça onun bekçileri, onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordu(lar).

9

قَالُوا۟ بَلَىٰ قَدْ جَآءَنَا نَذِيرٌۭ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍۢ كَبِيرٍۢ

Dediler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve: 'Allah hiçbirşey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz' dedik."

10

وَقَالُوا۟ لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ

Ve dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"

11

فَٱعْتَرَفُوا۟ بِذَنۢبِهِمْ فَسُحْقًۭا لِّأَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ

Günahlarını itiraf ettiler. O çılgın ateş halkına (Allah'ın acımasından) uzak olup ezilmek yaraşır!

12

إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌۭ وَأَجْرٌۭ كَبِيرٌۭ

Fakat gizlide Rablerine saygılı olanlara gelince, onlar için bağış(lama) ve büyük mükafat vardır.

13

وَأَسِرُّوا۟ قَوْلَكُمْ أَوِ ٱجْهَرُوا۟ بِهِۦٓ ۖ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

Sözünüzü ister gizleyin, ister onu açığa vurun (farketmez) çünkü O, göğüslerin özünü bilir.

14

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ

Yaratan bilmez mi? O latiftir (bilgisi herşeyin içine geçen, herşeyi) haber alandır.

15

هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ ذَلُولًۭا فَٱمْشُوا۟ فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا۟ مِن رِّزْقِهِۦ ۖ وَإِلَيْهِ ٱلنُّشُورُ

O size yeri boyun eğer yaptı. Haydi onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. (Sonunda) Dönüş O'nadır (size verdiği ni'metlere karşı şükredip etmediğinizi sizden soracak, sizi hesaba çekecektir).

16

ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ

Gökte olanın, sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer, birden sallanmağa başlar (ve siz yerin dibine geçersiniz).

17

أَمْ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًۭا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ

Yoksa siz, gökte olanın, üzerine taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? (O zaman) tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz.

18

وَلَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama benim (onların yaptıklarını) inkarım nasıl oldu?

19

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٰٓفَّٰتٍۢ وَيَقْبِضْنَ ۚ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحْمَٰنُ ۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍۭ بَصِيرٌ

Üstlerinde (kanatlarını) açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları (havada) Rahman'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, herşeyi görmektedir.

20

أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌۭ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ ۚ إِنِ ٱلْكَٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ

Yahut Rahman'dan başka size yardım ed(ip sizi O'nun azabından kurtar)acak askeriniz kimdir? Kafirler derin bir gaflet ve aldanma içindedirler.

21

أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُۥ ۚ بَل لَّجُّوا۟ فِى عُتُوٍّۢ وَنُفُورٍ

Yahut Allah, rızkını tutacak olursa size rızık verecek kimdir? Doğrusu onlar, azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler.

22

أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ

Şimdi, yüzüstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa yolda düzgün yürüyen mi?

23

قُلْ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ قَلِيلًۭا مَّا تَشْكُرُونَ

De ki: "Sizi yaratan, size işitme (duyusu), gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?

24

قُلْ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

De ki: "Sizi yerde üreten O'dur ve toplanıp O'na götürüleceksiniz."

25

وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Doğru (söylüyor) iseniz bu tehdid(ettiğiniz azab) ne zaman gelecek? diyorlar.

26

قُلْ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ

De ki: (Ona ait) Bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

27

فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةًۭ سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ

Onu yakın görünce inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.

28

قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍۢ

De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse de yahut bize acısa da (fark etmez,) kafirleri acı azabdan kim kurtarabilir?"

29

قُلْ هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ

De ki: "O, çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."

30

قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَآؤُكُمْ غَوْرًۭا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَآءٍۢ مَّعِينٍۭ

De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akar su getirebilir?"

Surah 68

Al-Qalam

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Nun. Kaleme ve (kalemle) yazdıklarına andolsun.

2

مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۢ

Sen, Rabbinin ni'metiyle cinlenmiş (deli) değilsin.

3

وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۢ

Senin için kesintisiz bir mükafat vardır.

4

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍۢ

Ve sen, büyük bir ahlak üzerindesin.

5

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

(Sen de) Göreceksin, onlar da görecekler;

6

بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ

Hanginizin fitnelenmiş (cin çarpmış delirmiş) olduğunu.

7

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ

Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O'dur.

8

فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ

Öyleyse yalanlayanlara ita'at etme.

9

وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

İstediler ki, sen yağcılık yapasın da onlar da yağcılık yapsınlar (sana yumuşak davransınlar).

10

وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍۢ مَّهِينٍ

Şunların hiçbirine ita'at etme: Yemin edip duran aşağılık,

11

هَمَّازٍۢ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍۢ

Kötüleyip duran, söz götürüp getiren,

12

مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

Hayra engel olan, saldırgan, günahkar,

13

عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

Kaba, sonra da kötülükle damgalı,

14

أَن كَانَ ذَا مَالٍۢ وَبَنِينَ

Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış).

15

إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "Eskilerin masalları" der.

16

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ

Biz onu burnunun üzerine damga vurup işaretleyeceğiz.

17

إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

Biz bunlara da bela verdik, şu bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

18

وَلَا يَسْتَثْنُونَ

İstisna da etmiyorlar(Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı.

19

فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌۭ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ

Fakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir bela, onu sardı da,

20

فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ

Bahçe simsiyah kesiliverdi.

21

فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ

Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

22

أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ

Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin diye.

23

فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ

Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:

24

أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌۭ

Sakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın diye.

25

وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍۢ قَٰدِرِينَ

Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.

26

فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ

Fakat bahçeyi görünce: "Herhalde biz yolu şaşırdık." dediler.

27

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!

28

قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

Orta(yolda giden iyi)leri: "Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?" dedi.

29

قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz! dediler.

30

فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَلَٰوَمُونَ

Dönüp birbirlerini kınamağa başladılar:

31

قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!

32

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًۭا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

Belki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O'ndan umarız. It may be that our Lord will give us better than this in place thereof. Lo! we beseech our Lord.

33

كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.

34

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Korunanlar için de Rableri katında ni'met bahçeleri vardır.

35

أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ

Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç?

36

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?

37

أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌۭ فِيهِ تَدْرُسُونَ

Yoksa sizin bir Kitabınız var da onda mı (bu hükümleri) okuyorsunuz?

38

إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz?

39

أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

Yoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyamete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde?

40

سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak?

41

أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ

Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.

42

يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍۢ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

Bacaktan açılacağı (paçanın sıvanacağı, işlerin güçleşeceği) ve secdeye da'vet edilecekleri gün (secde) edemezler.

43

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ

Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da'vet edilirler(fakat secde etmezler)di.

44

فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

45

وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz).

46

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ

Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?

47

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?

48

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌۭ

Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti.

49

لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌۭ

Eğer Rabbinden ona bir ni'met yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı.

50

فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Fakat Rabbi onun du'asını kabul etti de onu Salih(iyi insan)lardan yaptı.

51

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌۭ

O inkar edenler Zikr(Kur'an)'ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. "O mecnundur" diyorlardı.

52

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ

Halbuki o, alemler için uyarıdan başka bir şey değildir!

Surah 69

Al-Haaqqa

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَآقَّةُ

Gerçekleşen,

2

مَا ٱلْحَآقَّةُ

Nedir o gerçekleşen?

3

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ

Gerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin?

4

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ

Semud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar.

5

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ

Bu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler.

6

وَأَمَّا عَادٌۭ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍۢ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۢ

Ad (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler.

7

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍۢ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًۭا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۢ

(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün.

8

فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍۢ

Onlardan hiç geri kalan görüyor musun?

9

وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ

Fir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar.

10

فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةًۭ رَّابِيَةً

Rablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.

11

إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ

Su(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden(gemi)de taşıdık.

12

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةًۭ وَتَعِيَهَآ أُذُنٌۭ وَٰعِيَةٌۭ

Ki onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin.

13

فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ

Sur'a bir tek üfleme üflendiği,

14

وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ

Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

15

فَيَوْمَئِذٍۢ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

İşte o gün, olan olmuştur.

16

وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍۢ وَاهِيَةٌۭ

Gök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır.

17

وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ ثَمَٰنِيَةٌۭ

Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır.

18

يَوْمَئِذٍۢ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌۭ

O gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz.

19

فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ

Kitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der.

20

إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ

Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten.

21

فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ

Artık o, memmun eden bir yaşam içindedir.

22

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ

Yüksek bir bahçede.

23

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌۭ

Ki devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir).

24

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ

Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için!

25

وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ

Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi!"

26

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ

Şu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım!

27

يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ

Keşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı!

28

مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ

Malım bana hiçbir yarar sağlamadı.

29

هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ

Gücüm (saltanatım) benden yok olup gitti

30

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu."

31

ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ

Sonra cehenneme sallayın onu!

32

ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍۢ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًۭا فَٱسْلُكُوهُ

Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu!

33

إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ

Çünkü o büyük Allah'a inanmıyordu.

34

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

Yoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu!

35

فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌۭ

Bugün burada onun için candan bir dost yoktur.

36

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍۢ

İrinden başka yiyecek de yoktur.

37

لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ

Onu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez.

38

فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

Yoo, yemin ederim; gördüklerinize,

39

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ

Ve görmediklerinize,

40

إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍۢ كَرِيمٍۢ

Ki, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür.

41

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تُؤْمِنُونَ

O, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

42

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ

Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

43

تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

44

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ

Eğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi,

45

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ

Elbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık.

46

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ

Sonra onun can damarını keserdik.

47

فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ

Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.

48

وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ

O (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür.

49

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

Biz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz.

50

وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

Doğrusu o, kafirler için hasrettir.

51

وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ

O, kesin gerçektir.

52

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an).

Surah 70

Al-Ma'aarij

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ

Bir soran, inecek azabı sordu:

2

لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ

Kafirler için, ki onu savacak yoktur,

3

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ

Yükselme derecelerinin sahibi Allah'tan.

4

تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ

Melekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na çıkar.

5

فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا

Şimdi sen güzelce sabret.

6

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا

Onlar onu uzak görüyor(lar).

7

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا

Biz ise onu yakın görüyoruz.

8

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ

O gün gök, erimiş maden gibi olur.

9

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ

Dağlar, renkli yün gibi olur.

10

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا

Dost dostun halini sormaz.

11

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ

Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdine düştüğünden, başkasıyle ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azabından (kurtulmak için) fidye versin: Oğullarını,

12

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

Eşini ve kardeşini,

13

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ

Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,

14

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ

Ve yeryüzünde bulunanların hepsini (versin) de tek kendisini kurtarsın.

15

كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

Hayır! O (ateş), alevlenen bir ateştir.

16

نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ

Derileri kavurur, soyar.

17

تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ

(Kendine) Çağırır; sırtını dönüp gideni,

18

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ

(Mal) Toplayıp kasada yığanı!

19

۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

Doğrusu insan hırslı (ve huysuz) yaratılmıştır.

20

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا

Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır,

21

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا

Kendisine hayır dokundu mu yardım etmez (sıkı sıkı tutar).

22

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ

Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

23

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ

Onlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar (aksatmazlar).

24

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ

Onların mallarında belli bir hisse vardır:

25

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

Saile ve mahruma (isteyene ve utancından dolayı istemeyip mahrum kalana).

26

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

Ceza gününü tasdik ederler,

27

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

Rablerinin azabından korkarlar.

28

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ

Çünkü Rablerinin azabına güven olmaz.

29

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ

Irzlarını korurlar.

30

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

Yalnız eşlerine, ya da ellerinin altında bulunan(cariyelerin)e karşı (korumazlar. Bundan ötürü de) onlar kınanmazlar.

31

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

Ama kim bundan ötesini ararsa, onlar (sınırı) aşanlardır.

32

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

Emanetlerini ve ahidlerini gözetirler.

33

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ

Şahidliklerini yaparlar.

34

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

Namazlarını korurlar.

35

أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ

İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.

36

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ

Nankörlere ne oluyur ki sana doğru koşuyorlar?

37

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

Sağdan, soldan, ayrı ayrı gruplar halinde (gelip etrafını sarıyorlar)?

38

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ

Onlardan her biri, ni'met cennetine sokulacağını mı umuyor?

39

كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ

Hayır! Öyle şey yok! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.

40

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

Yoo, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki bizim gücümüz yeter:

41

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Onları, kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirmeğe. Bizim önümüze geçilmez (bize engel olunamaz).

42

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

Bırak onları kendilerine va'dedilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.

43

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ

O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Onlar dikilen(putlara yahut hedef)lere doğru koşar gibi (koşarlar).

44

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va'dedilen gün, bugündür.

Surah 71

Nooh

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّآ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ

Biz Nuh'u kavmine gönderdik: "Onlara acı bir azab gelmezden önce kavmini uyar," diye.

2

قَالَ يَٰقَوْمِ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌ

Ey kavmim, dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım.

3

أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ

Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun, bana da ita'at edin.

4

يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّى ۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ ۖ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Zira Allah'ın süresi geldiği zaman ertelenmez. Bilir(kişiler) olsaydınız (bunu anlardınız).

5

قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلًۭا وَنَهَارًۭا

(Nuh:) "Rabbim, dedi, ben kavmimi gece gündüz da'vet ettim."

6

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًۭا

Benim da'vetim, onlara kaçışlarını artırmaktan başka bir katkıda bulunmadı.

7

وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًۭا

Günahlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da'vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler.

8

ثُمَّ إِنِّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًۭا

Sonra ben onları açıkça da'vet ettim.

9

ثُمَّ إِنِّىٓ أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًۭا

Sonra onlara açıktan söyledim, gizli gizli söyledim: And lo! I have made public proclamation unto them, and I have appealed to them in private.

10

فَقُلْتُ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًۭا

'Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır' dedim."

11

يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًۭا

'(O'ndan mağfiret dileyin) Ki üzerinize gökten bol yağmur göndersin'

12

وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَٰلٍۢ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّٰتٍۢ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَٰرًۭا

'Ve size mallarla, oğullarla yardım etsin, size bahçeler versin, ırmaklar versin'

13

مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًۭا

Size ne oluyor ki, Allah için saygı ummuyorsunuz?'

14

وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا

'Oysa O, sizi aşama, aşama yarattı.'

15

أَلَمْ تَرَوْا۟ كَيْفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍۢ طِبَاقًۭا

Görmediniz mi Allah nasıl yedi göğü birbiri üstünde tabaka tabaka yarattı?'

16

وَجَعَلَ ٱلْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًۭا وَجَعَلَ ٱلشَّمْسَ سِرَاجًۭا

'Ve Ayı bunların içinde nur yaptı. Güneşi de bir lamba yaptı.'

17

وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ نَبَاتًۭا

Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi.'

18

ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًۭا

'Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.'

19

وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ بِسَاطًۭا

Allah, yeri sizin için bir sergi yaptı.'

20

لِّتَسْلُكُوا۟ مِنْهَا سُبُلًۭا فِجَاجًۭا

'Ki onda açılan geniş geniş yollarda gidesiniz'."

21

قَالَ نُوحٌۭ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِى وَٱتَّبَعُوا۟ مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارًۭا

(Bu öğütlerin hiçbirinin fayda vermediğini gören) Nuh, (Rabbine dönerek): "Rabbim, dedi, onlar bana karşı geldiler de malı ve çocuğu kendisinin ziyanını artırmaktan başka işe yaramayan (şımarık, gururlu) bir adama uydular."

22

وَمَكَرُوا۟ مَكْرًۭا كُبَّارًۭا

Büyük büyük tuzaklar kurdular.

23

وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّۭا وَلَا سُوَاعًۭا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًۭا

Dediler ki: "Tanrılarınızı bırakmayın: Vedd'i, Suva'ı, Yeğus'u, Ye'uk'u ve Nesr'i bırakmayın!"

24

وَقَدْ أَضَلُّوا۟ كَثِيرًۭا ۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَٰلًۭا

(Böylece) Onlar, çok kimseyi yoldan çıkardılar. Sen de o zalimlere şaşkınlıktan başka bir şey artırma.

25

مِّمَّا خَطِيٓـَٰٔتِهِمْ أُغْرِقُوا۟ فَأُدْخِلُوا۟ نَارًۭا فَلَمْ يَجِدُوا۟ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارًۭا

Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar.

26

وَقَالَ نُوحٌۭ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى ٱلْأَرْضِ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ دَيَّارًا

Nuh dedi ki: "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden tek kişi bırakma."

27

إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا۟ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا۟ إِلَّا فَاجِرًۭا كَفَّارًۭا

Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını şaşırtırlar ve sadece ahlaksız, nankör (insanlar) doğururlar.

28

رَّبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًۭا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارًۢا

Rabbim beni, babamı-anamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de sadece helakini artır (onların köklerini kurut)."

Surah 72

Al-Jinn

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أُوحِىَ إِلَىَّ أَنَّهُ ٱسْتَمَعَ نَفَرٌۭ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَقَالُوٓا۟ إِنَّا سَمِعْنَا قُرْءَانًا عَجَبًۭا

De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur'an dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz harikulade güzel bir Kur'an dinledik.

2

يَهْدِىٓ إِلَى ٱلرُّشْدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦ ۖ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدًۭا

Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.

3

وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةًۭ وَلَا وَلَدًۭا

Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

4

وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطًۭا

Meğer bizim beyinsiz (İblis veya cinlerin kafirleri) Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.

5

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا

Biz insanların ve cinlerin, Allah'a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık (onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk),

6

وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٌۭ مِّنَ ٱلْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍۢ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًۭا

Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.

7

وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا۟ كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ ٱللَّهُ أَحَدًۭا

Onlar da sizin sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.

8

وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًۭا شَدِيدًۭا وَشُهُبًۭا

Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk.

9

وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمْعِ ۖ فَمَن يَسْتَمِعِ ٱلْءَانَ يَجِدْ لَهُۥ شِهَابًۭا رَّصَدًۭا

Ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur(gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bulur.

10

وَأَنَّا لَا نَدْرِىٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًۭا

Bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rabbleri onları doğruya mı iletmek diledi.

11

وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَ ۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدًۭا

Bize gelince, bizden iyiler de var ve bizden başka türlü olan da var. Biz çeşitli yollara ayrıldık.

12

وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعْجِزَ ٱللَّهَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُۥ هَرَبًۭا

Biz yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamayacağımızı (yerden) kaçmakla da O'nu aciz bırak(ıp O'ndan kurtul)amayacağımızı anladık.

13

وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا ٱلْهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦ ۖ فَمَن يُؤْمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخْسًۭا وَلَا رَهَقًۭا

Biz, yol gösteren (Kur'an)ı işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa (ne hakkının) eksik verilmesinden, ne de kendisine kötülük edilmesinden korkar.

14

وَأَنَّا مِنَّا ٱلْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا ٱلْقَٰسِطُونَ ۖ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ تَحَرَّوْا۟ رَشَدًۭا

Ve biz, bizden müslümanlar da var ve bizden doğru yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa işte onlar doğru yolu aramışlardır.

15

وَأَمَّا ٱلْقَٰسِطُونَ فَكَانُوا۟ لِجَهَنَّمَ حَطَبًۭا

Hak yoldan sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır."

16

وَأَلَّوِ ٱسْتَقَٰمُوا۟ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَٰهُم مَّآءً غَدَقًۭا

Şayet yolda doğru gitselerdi onlara bol su verirdik (rızıklarını bollaştırırdık).

17

لِّنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِۦ يَسْلُكْهُ عَذَابًۭا صَعَدًۭا

Ki onları, onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse (Rabbi) onu, alt eden bir azaba sokar.

18

وَأَنَّ ٱلْمَسَٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدًۭا

Mescidler, Allah'a mahsustur. Allah ile beraber hiç kimseye yalvarmayın.

19

وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبْدُ ٱللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا۟ يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًۭا

Allah'ın kulu kalkıp O'na yalvarınca (hayretten, hepsi) onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.

20

قُلْ إِنَّمَآ أَدْعُوا۟ رَبِّى وَلَآ أُشْرِكُ بِهِۦٓ أَحَدًۭا

De ki: "Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O'na ortak koşmam."

21

قُلْ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّۭا وَلَا رَشَدًۭا

De ki: "Ben size ne zarar, ne de akıl verme gücüne sahip değilim."

22

قُلْ إِنِّى لَن يُجِيرَنِى مِنَ ٱللَّهِ أَحَدٌۭ وَلَنْ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلْتَحَدًا

De ki: "Beni Allah'(ın azabın)dan hiç kimse kurtaramaz ve ondan başka sığınacak kimse bulamam."

23

إِلَّا بَلَٰغًۭا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَٰلَٰتِهِۦ ۚ وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا

Benim yapabileceğim sadece Allah'tan (bana vahyedilenleri) size duyurmak ve O'nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Artık kim Allah'a ve Elçisine baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.

24

حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ أَضْعَفُ نَاصِرًۭا وَأَقَلُّ عَدَدًۭا

Kendilerine va'dedilen şeyi (ya azabı veya kıyamet sa'atini) gördükleri zaman, kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu bileceklerdir.

25

قُلْ إِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌۭ مَّا تُوعَدُونَ أَمْ يَجْعَلُ لَهُۥ رَبِّىٓ أَمَدًا

De ki: "Size söylenen şey yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyacaktır, bilmem."

26

عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَىٰ غَيْبِهِۦٓ أَحَدًا

Gaybı bilen O'dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez.

27

إِلَّا مَنِ ٱرْتَضَىٰ مِن رَّسُولٍۢ فَإِنَّهُۥ يَسْلُكُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ رَصَدًۭا

Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar.

28

لِّيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا۟ رِسَٰلَٰتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَىٰ كُلَّ شَىْءٍ عَدَدًۢا

(Böyle yapar) Ki onların, Rablerinin kendilerine verdiği mesajları duyurduklarını bilsin. Allah, onlarda bulunan herşeyi (bilgisiyle) kuşatmıştır ve herşeyi bir bir saymış(hesabetmiş)tir.

Surah 73

Al-Muzzammil

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُزَّمِّلُ

Ey örtüsüne bürünen,

2

قُمِ ٱلَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًۭا

Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu).

3

نِّصْفَهُۥٓ أَوِ ٱنقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا

Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt.

4

أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ ٱلْقُرْءَانَ تَرْتِيلًا

Veya bunu artır ve ağır ağır Kur'an oku.

5

إِنَّا سَنُلْقِى عَلَيْكَ قَوْلًۭا ثَقِيلًا

Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.

6

إِنَّ نَاشِئَةَ ٱلَّيْلِ هِىَ أَشَدُّ وَطْـًۭٔا وَأَقْوَمُ قِيلًا

Gerçekten gece kalk(ıp ibadet et)mek daha oturaklı ve (geceleyin) söz (du'a) daha etkilidir.

7

إِنَّ لَكَ فِى ٱلنَّهَارِ سَبْحًۭا طَوِيلًۭا

Çünkü gündüz, senin uzun süre uğraşacağın şeyler vardır.

8

وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًۭا

Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O'na yönel.

9

رَّبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱتَّخِذْهُ وَكِيلًۭا

(O) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka tanrı yoktur. Yalnız O'nu vekil tut.

10

وَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱهْجُرْهُمْ هَجْرًۭا جَمِيلًۭا

Onların dediklerine sabret ve güzelce onlardan ayrıl.

11

وَذَرْنِى وَٱلْمُكَذِّبِينَ أُو۟لِى ٱلنَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا

Beni ve o ni'met sahibi yalanlayıcıları yalnız bırak ve onlara biraz mühlet ver.

12

إِنَّ لَدَيْنَآ أَنكَالًۭا وَجَحِيمًۭا

Doğrusu, bizim yanımızda bukağılar ve cehennem var.

13

وَطَعَامًۭا ذَا غُصَّةٍۢ وَعَذَابًا أَلِيمًۭا

(Dikenli) Boğazı tırmalayan bir yiyecek ve acı veren bir azab var.

14

يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ وَكَانَتِ ٱلْجِبَالُ كَثِيبًۭا مَّهِيلًا

O gün yer ve dağlar sarsılır ve dağlar, dağılan kum yığınları olur.

15

إِنَّآ أَرْسَلْنَآ إِلَيْكُمْ رَسُولًۭا شَٰهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَآ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ رَسُولًۭا

(Ey insanlar,) Doğrusu biz size, aleyhinize tanıklık edecek bir elçi gönderdik; nasıl ki Fir'avn'a da bir elçi göndermiştik.

16

فَعَصَىٰ فِرْعَوْنُ ٱلرَّسُولَ فَأَخَذْنَٰهُ أَخْذًۭا وَبِيلًۭا

Fir'avn, elçiye karşı geldi. Biz de onu ağır bir yakalayışla yakaladık.

17

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًۭا يَجْعَلُ ٱلْوِلْدَٰنَ شِيبًا

Peki inkar ederseniz, çocukları ihtiyarlatan o günden kendinizi nasıl kurtaracaksınız?

18

ٱلسَّمَآءُ مُنفَطِرٌۢ بِهِۦ ۚ كَانَ وَعْدُهُۥ مَفْعُولًا

Gök (bile) onun dehşetinden yarılır. Allah'ın va'di mutlaka yapılmıştır.

19

إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌۭ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا

Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.

20

۞ إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَىٰ مِن ثُلُثَىِ ٱلَّيْلِ وَنِصْفَهُۥ وَثُلُثَهُۥ وَطَآئِفَةٌۭ مِّنَ ٱلَّذِينَ مَعَكَ ۚ وَٱللَّهُ يُقَدِّرُ ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ ۚ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ ۖ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ ۚ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَىٰ ۙ وَءَاخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى ٱلْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ ٱللَّهِ ۙ وَءَاخَرُونَ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ فَٱقْرَءُوا۟ مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ۚ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَقْرِضُوا۟ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًۭا ۚ وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍۢ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيْرًۭا وَأَعْظَمَ أَجْرًۭا ۚ وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۢ

Rabbin senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını; Seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah, sizin onu sayamayacağınızı (zamanı hesabedip gecenin belli sa'atlerinde kalkamayacağınızı) bildiği için sizi affetti. Artık (belli bir sa'at gözetmeden) Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun (ne miktar kolayınıza gelirse o kadar gece namazı kılın, kendinizi zorlamayın.) Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lutfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar bulunacağını bilmiştir. Onun için Kur'an'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun. Namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allah katında verdiğinizden daha hayırlı ve mükafatça daha büyük bulacaksınız. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

Surah 74

Al-Muddaththir

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ

Ey örtüsüne bürünen,

2

قُمْ فَأَنذِرْ

Kalk, uyar.

3

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

Rabbini tekbir et (O'nun büyüklüğünü an),

4

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

Elbiseni temizle,

5

وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ

Pislikten kaçın.

6

وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ

Verdiğini çok bularak başa kakma.

7

وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ

Rabbin için sabret.

8

فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ

Sur'a üflendiği zaman

9

فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍۢ يَوْمٌ عَسِيرٌ

İşte o gün, çetin bir gündür!

10

عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍۢ

Kafirler için kolay değildir.

11

ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًۭا

Benimle şu adamı yalnız bırak ki ben onu tek olarak yarattım.

12

وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًۭا مَّمْدُودًۭا

Ona uzun boylu mal verdim.

13

وَبَنِينَ شُهُودًۭا

Göz önünde oğullar (verdim).

14

وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًۭا

Kendisine bir döşeyiş döşedim.

15

ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ

Hala daha da artırmama göz dikiyor.

16

كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِءَايَٰتِنَا عَنِيدًۭا

Hayır, çünkü o bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

17

سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا

Onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.

18

إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ

Zira o düşündü, ölçtü, biçti.

19

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.

20

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

Yine kahrolası nasıl ölçtü, biçti.

21

ثُمَّ نَظَرَ

Sonra baktı,

22

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ

Sonra surat astı, kaşlarını çattı,

23

ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ

Sonra arkasını döndü, böbürlendi:

24

فَقَالَ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ يُؤْثَرُ

Bu dedi, rivayet edilip öğretilen bir büyüden başka bir şey değildir.

25

إِنْ هَٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ

Bu, sadece, bir insan sözüdür.

26

سَأُصْلِيهِ سَقَرَ

Onu Sekar'a sokacağım.

27

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ

Sekar'ın ne olduğunu sen nereden bileceksin?

28

لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ

(Geride bir şey) Komaz, bırakmaz (her şeyi yakıp yok eder).

29

لَوَّاحَةٌۭ لِّلْبَشَرِ

Durmadan deriler kavurur.

30

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ

Üzerinde ondokuz (muhafız) vardır.

31

وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةًۭ ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةًۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَٰنًۭا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌۭ وَٱلْكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًۭا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ

Biz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkar edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar kuşkulanmasınlar. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. Böylece Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğni doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır.

32

كَلَّا وَٱلْقَمَرِ

Hayır, andolsun Aya,

33

وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ

Dönüp gitmekte olan geceye,

34

وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ

Ağaran sabaha,

35

إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ

Ki o (Sekar), büyük(bela)lardan biridir.

36

نَذِيرًۭا لِّلْبَشَرِ

İnsanlar için uyarıcıdır;

37

لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ

Sizden (iman yolunda) ileri gitmek veya geri kalmak dileyen kimseler için (uyarıcıdır).

38

كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ

Her can, kazandığıyle (Allah katında) rehin alınmıştır.

39

إِلَّآ أَصْحَٰبَ ٱلْيَمِينِ

Yalnız sağın adamları (Kitapları sağdan verilenler) hariç.

40

فِى جَنَّٰتٍۢ يَتَسَآءَلُونَ

Onlar cennetler içinde soruyorlar;

41

عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ

Suçluların durumunu:

42

مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ

Sizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi?

43

قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ

(Onlar da) Dediler ki: "Biz namaz kılanlardan olmadık."

44

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ

Yoksula da yedirmezdik.

45

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ

Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık."

46

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ

Ceza gününü yalanlardık.

47

حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ

İşte böyle iken ölüm bize gelip çattı.

48

فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ

Artık onlara şefa'atçilerin şefa'ati fayda vermez.

49

فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ

Böyle iken onlara ne oluyur ki öğütten yüz çeviriyorlar?

50

كَأَنَّهُمْ حُمُرٌۭ مُّسْتَنفِرَةٌۭ

Yaban eşekleri gibi;

51

فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ

Aslandan ürkmüş.

52

بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًۭا مُّنَشَّرَةًۭ

Hayır, onlardan her kişi kendisine açılan sahifeler verilmesini istiyor.

53

كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْءَاخِرَةَ

Yok yok onlar ahiretten korkmuyorlar.

54

كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌۭ

Hayır (iyi bilsinler ki) o (Kur'an) bir ikazdır.

55

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

Dileyen onu düşünür, öğüt alır.

56

وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ

Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Takva ve mağfiret ehli O'dur (kendisinden korunmağa, cezasından kaçınmağa layık olan ve günahları bağışlayan yalnız O'dur).

Surah 75

Al-Qiyaama

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِيَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ

Yoo, kıyamet gününe and içerim,

2

وَلَآ أُقْسِمُ بِٱلنَّفْسِ ٱللَّوَّامَةِ

Yoo, daima, kendini kınayan nefse and içerim.

3

أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجْمَعَ عِظَامَهُۥ

İnsan kendisinin kemiklerini bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor?

4

بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّىَ بَنَانَهُۥ

Evet, toplarız, onun parmak uçlarnı düzenlemeğe gücümüz yeter.

5

بَلْ يُرِيدُ ٱلْإِنسَٰنُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُۥ

Fakat insan, devamlı suç işleyerek ilerisini berbadetmek ister.

6

يَسْـَٔلُ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلْقِيَٰمَةِ

Kıyamet günü nerede? diye sorup durur.

7

فَإِذَا بَرِقَ ٱلْبَصَرُ

Ama göz (güneş gibi ortaya çıkan gerçeğin karşısında) kamaştığı,

8

وَخَسَفَ ٱلْقَمَرُ

Ay tutulduğu,

9

وَجُمِعَ ٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ

Güneş ve Ay bir araya toplandığı zaman!

10

يَقُولُ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ ٱلْمَفَرُّ

(Evet) O gün insan: "Kaçacak yer neresi?" der.

11

كَلَّا لَا وَزَرَ

Hayır, sığınacak yer yoktur.

12

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمُسْتَقَرُّ

O gün varıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur (ey insan).

13

يُنَبَّؤُا۟ ٱلْإِنسَٰنُ يَوْمَئِذٍۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

(O zaman) İnsanın yapıp öne sürdüğü, (yapmayıp) geri bıraktığı herşey kendisine haber verilir.

14

بَلِ ٱلْإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ بَصِيرَةٌۭ

Doğrusu insan kendi nefsini görür,

15

وَلَوْ أَلْقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ

Birtakım özürler ortaya atsa da.

16

لَا تُحَرِّكْ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِۦٓ

(Ey Muhammed,) Onu hemen okumak için diline depretme.

17

إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُۥ وَقُرْءَانَهُۥ

Onu (senin kalbinde) toplamak ve (sana) okumak bize düşer.

18

فَإِذَا قَرَأْنَٰهُ فَٱتَّبِعْ قُرْءَانَهُۥ

O halde sana Kur'an'ı okuduğumuz zaman onun okunuşunu izle.

19

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۥ

Sonra onu açıklamak da bize düşer.

20

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ

Hayır, siz çabuk(geçen şu dünyay)ı seviyorsunuz da,

21

وَتَذَرُونَ ٱلْءَاخِرَةَ

Ahireti bırakıyorsunuz.

22

وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ نَّاضِرَةٌ

Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar,

23

إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌۭ

Rabbine bakar.

24

وَوُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۭ بَاسِرَةٌۭ

Yüzler de var ki o gün asıktır.

25

تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۭ

Kendisine bel kemiklerini kıran(bela)nın yapılacağını anlar.

26

كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِىَ

Hayır, ne zaman ki can, köprücük kemiklerine dayanır,

27

وَقِيلَ مَنْ ۜ رَاقٍۢ

Ve (başında bulunanlar tarafından): "Kim afsun yapar acaba? denir,

28

وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ

Ve kendisi artık bunun, ayrılık zamanı olduğunu anlar,

29

وَٱلْتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ

Ve bacak bacağa dolaşır.

30

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ٱلْمَسَاقُ

İşte o gün, sevk Rabbinedir (can, Allah'ın huzuruna sevk edilir).

31

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ

Ne sadaka verdi, ne de namaz kıldı.

32

وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

Fakat yalanladı, döndü.

33

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ

Sonra çalım satarak ailesine gitti.

34

أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰ

Yazık sana yazık!

35

ثُمَّ أَوْلَىٰ لَكَ فَأَوْلَىٰٓ

Yine yazık sana yazık!

36

أَيَحْسَبُ ٱلْإِنسَٰنُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

İnsan, başı boş bırakılacağını mı sanır?

37

أَلَمْ يَكُ نُطْفَةًۭ مِّن مَّنِىٍّۢ يُمْنَىٰ

Kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperm) değil miydi?

38

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةًۭ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ

Sonra alaka (rahme asılan embriyo) oldu da (Rabbi onu) yarattı, düzenledi.

39

فَجَعَلَ مِنْهُ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰٓ

O(meni)den iki çifti: Erkeği ve dişiyi var etti.

40

أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْۦِىَ ٱلْمَوْتَىٰ

Şimdi bun(ları yapan Allah)ın ölüleri diriltmeğe gücü yetmez mi?

Surah 76

Al-Insaan

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌۭ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًۭٔا مَّذْكُورًا

İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?

2

إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍۢ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا

Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici, görücü yaptık.

3

إِنَّا هَدَيْنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًۭا وَإِمَّا كَفُورًا

Biz ona yolu gösterdik: Ya şükredici veya nankör olur.

4

إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَا۟ وَأَغْلَٰلًۭا وَسَعِيرًا

Biz, kafirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.

5

إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍۢ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

İyiler de, karışımı kafur olan bir kadehten içerler.

6

عَيْنًۭا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًۭا

Bir kaynak ki Allah'ın kulları ondan içerler, (istedikleri yere de) fışkırtarak akıtırlar.

7

يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًۭا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًۭا

Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar.

8

وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًۭا وَيَتِيمًۭا وَأَسِيرًا

Yosula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler:

9

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءًۭ وَلَا شُكُورًا

Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.

10

إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًۭا قَمْطَرِيرًۭا

Çünkü biz suratsız, çok katı bir gün(ün azabın)dan ötürü Rabbimizden korkarız. (derler).

11

فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةًۭ وَسُرُورًۭا

Allah da onları, o günün şerrinden korumuş, onlar(ın yüzlerin)e parlaklık ve (gönüllerine) sevinç vermiştir.

12

وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةًۭ وَحَرِيرًۭا

Sabrettiklerinden dolayı onları cennet ve ipekle ödüllendirmiştir!

13

مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًۭا وَلَا زَمْهَرِيرًۭا

Orada divanlar üzerinde yastıklara dayanırlar. Orada ne (yakıcı) güneş görürler, ne de dondurucu soğuk.

14

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًۭا

Cennetin gölgeleri, üzerlerine yaklaşmış, meyvaları da aşağı eğdirildikçe eğdirilmiştir.

15

وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍۢ مِّن فِضَّةٍۢ وَأَكْوَابٍۢ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠

Yanlarında gümüş kablar, billur kupalar dolaştırılır.

16

قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍۢ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًۭا

Öyle gümüş kadehler ki onları istedikleri ölçüde takdir etmişlerdir (istedikleri kadar içki alırlar).

17

وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًۭا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا

Onlara orada, karışımı zencefil olan kadehten içirilir.

18

عَيْنًۭا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًۭا

Bir çeşme ki adına Selsebil denir.

19

۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًۭا مَّنثُورًۭا

Çevrelerinde de (öyle) ölümsüz gençler dolaşır ki, onları görsen, kendilerini saçılmış inci sanırsın.

20

وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًۭا وَمُلْكًۭا كَبِيرًا

Orada nereye baksan, bir ni'met ve büyük bir mülk görürsün.

21

عَٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌۭ وَإِسْتَبْرَقٌۭ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍۢ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًۭا طَهُورًا

(Cennet ehlinin) Üstlerinde yeşil ipekten ince ve kalın giysiler var. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirmiş(ve şöyle demiş)tir:

22

إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءًۭ وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا

Bu, sizin ödülünüzdür. Çalışmanızın karşılığı verilmiştir!

23

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًۭا

Muhakkak Biziz, Biz ki sana Kur'an'ı parça parça indirdik.

24

فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًۭا

O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkara, yahut nanköre ita'at etme.

25

وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةًۭ وَأَصِيلًۭا

Sabah akşam Rabbinin adını an.

26

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًۭا طَوِيلًا

Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun zaman O'nu tesbih eyle (şanının yüceliğini an)!

27

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًۭا ثَقِيلًۭا

Bunlar, şu çabuk(geçen dünyay)ı seviyorlar da ötelerindeki ağır bir günü bırakıyorlar.

28

نَّحْنُ خَلَقْنَٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَٰلَهُمْ تَبْدِيلًا

Biz onları yarattık, yapılarını sıkıca bağladık. Dilediğimiz zaman onları benzerleriyle değiştiririz.

29

إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌۭ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًۭا

Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan yolu tutar.

30

وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

31

يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا

Dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için acı bir azab hazırlamıştır.

Surah 77

Al-Mursalaat

1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا

Andolsun; birbiri ardınca gönderilenlere,

2

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا

Esip savuranlara,

3

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا

Yaydıkça yayanlara,

4

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا

Ayırdıkça ayıranlara,

5

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا

Öğüt bırakanlara:

6

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا

Özür yahut uyarmak için.

7

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ

(Bunlara andolsun) Ki size va'dedilen, mutlaka olacaktır.

8

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ

Yıldızlar(ın ışığı) silindiği zaman,

9

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ

Gök yarıldığı zaman,

10

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ

Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,

11

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ

Elçilere vakit belirlendiği zaman:

12

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ

Ertelenmiş oldukları gün için,

13

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ

Yani hüküm günü için.

14

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ

Hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?

15

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün!

16

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ

Öncekileri helak etmedik mi?

17

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ

Sonra geridekileri de onların ardına takarız.

18

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

Suçlulara böyle yaparız.

19

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

(Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün!

20

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ

Sizi adi bir sudan yaratmadık mı?

21

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ

Onu sağlam bir karar yerine koyduk.

22

إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ

Belli bir süreye kadar.

23

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ

Biçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz.

24

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün!

25

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا

Arz'ı toplanma yeri yapmadık mı?;

26

أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا

Diriler ve ölüler için.

27

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا

Orada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı su(lar) içirmedik mi?

28

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün!

29

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

Haydi yalanladığınız(azab)a gidin!

30

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ

Üç dallı bir gölgeye gidin."

31

لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ

Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

32

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ

O, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar.

33

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ

(Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır.

34

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün!

35

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ

Bu, konuşamayacakları gündür.

36

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler.

37

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün!

38

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ

İşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.

39

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ

Eğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın).

40

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün! *

41

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ

Korunanlar ise gölgeler altında, çeşme başındadırlar.

42

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

Gönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler.

43

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için!

44

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

Biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız.

45

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün!

46

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ

Yeyin, azıcık sefa sürün, siz suçlularsınız!

47

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün!

48

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ

Onlara: "Rüku' edin" dendiği zaman rüku' etmezler.

49

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Yalanlayanların vay haline o gün!

50

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

Onlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi hadise (söze) inanacaklar?

Write a reflection